DOSTLAR İÇİN TANITIM - BİR YAZAR, BİR ROMAN - Abdullah TOPAÇ

Özkayalar, Van'dan Adana'ya gelerek yerleşmiş bir Ailedir.     Pamuk ve narenciye cenneti olan mümbit Çukurova’da insanlar kazanç peşinde koşarken;  Onlar Vatanın sigortası olan Türk Milliyetçiliğinin yerleşmesi için ömür ve hayatlarını vakfetmişlerdir. 

Adana'da kültürle ilgili bütün çevreler Özkaya ailesini bilirler.            

Birçokları gibi ben de Özkaya ailesini tanımaya merhum Necdet Özkaya Hocamız'dan başladım.

Kitabın yazarı Mehmet Hayati ÖZKAYA Bey de bu Ailenin öğretmen- yazar silsilesinden gelen;  seçkin münevver bir üyesidir. 

Kendileriyle Konya Buğra Kitabevi’nde P.K.  546 isimli güzel eserinin imza töreninde tanışmıştım.

Kitapta anlatılan olayların yaşandığı yıllarda Hatay Kız Öğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüsü'nde öğretmen idim. Adana'yı ve kitaptaki olayların bir kısmını biliyordum.

Özkaya ailesinin iki şehit bir gazi evlâtlarının ızdıraplı hikâyeleri hakkında yakın bilgi sahibi oldum. Vanlı  Ahmet  ve  Yavuz  Hoca'nın  şehadetlerinin  hüznü doldurdu içimi.. Özkayalara olan muhabbetim hürmete dönüştü.

Mehmet Hayati Özkaya ile olan tanışıklığımız kültürel faaliyetler çerçevesinde ilerledi. Ve Ateşi Yeniden Yakmak isimli kıymetli eserinin haberini aldım. Temin ettim,  dikkatlice okudum.

Esere Biraz Yaklaşalım:

İsmi: ATEŞİ YENİDEN YAKMAK

Türü           : ROMAN

Yayınevi     : DOĞU KÜTÜPHANESİ

Hacmi         : 293 Sayfa

Eserin Özü  : ÖMER SEYFETTİN'DİR.

Eserin Özeti:

Ömrünün sonuna gelen Osmanlı Hanedanı çökerken;  Yüce Türk Milletine Tarih Yolculuğu Kudretini yeniden kazandıran Reçetenin Takdimidir.

ÖMER SEYFETTİN, okumuşların hepsinin "bir miktardan,  birçoğa kadar" tanıdığı; fikir ve edebiyat abidesi bir Türk aydınıdır. 

1884 yılında doğmuştur. 1903 yılında ve 19 yaşında Harbiye Mektebinden mezun olmuştur. İlk meslek yılları Makedonya dağlarında çete savaşlarıyla geçmiştir.

YAŞADIĞI DÖNEMİN MANZARASI:

Her yerde  isyan, Osmanlı  Hanedanı  çöküyor..

Bütün Hesabı Türkler ödemekte.

Cepheler darmadağın;  Serhatlar Perişan..

1683 Viyana bozgunundan beri ordularımız cephelerden cephelere savrulmuş;  büyük mağlubiyetlere uğramış;  serhatler de yaşayan Türkler göç yollarına dökülmüş; mabetler, mektepler,  meskenler, minareler ve daha da Türk’e ait ne varsa yakılmış,  yıkılmış.

Evlâd-ı Fatihan,  şeref'le onurla,  zaferlerle gittiği diyarlardan; zulümle ölümle; yokluk ve çaresizliklerle İstanbul’a ve Anadolu’ya doğru dökülmekte.

HASTA OSMANLI’YA İLAÇ KÂR ETMİYOR.

Osmanlıcılık diye reçete yazmışlar. .

"Türklük yok, Türkçe yok, Müslümanlık yok… Gelin bir olalım" demişler..

Sırp, Yunan, Eflâk-Boğdan ayrılmış gitmiş;  Bulgar, Makedon, Karadağ, Arnavut sıraya geçmiş…

" Osmanlılık vagonunda”  sadece Türkler kalmış; yapayalnız… Çoğu Türk olduğundan bî haber, bir kısmı da rahatsız.

Reçete yazılmış İslâmcılık diye…

Mısır, Mehmet Ali'den beri başına buyruk.

İsyan var;  Halep -Güzelce Bağdat- Yemen üçgeninde,  İslâmcı Osmanlı'ya karşı isyan..

Bosna'yı Avusturya almış; Arnavutluk ayakta…

Sadece Türkler kalmış "İslâmcılık vagonu"nda, yapayalnız. Çoğu Türk olduğundan bî haber,  bir kısmı da rahatsız.

AYDINLAR KOR ATEŞ OLMUŞ VATANIN IZDIRABINDAN

Namık Kemal,  "Vatan"  diye diye;   "Millette Ümit Ettiği Feyzi" göremeden gitti.   "Vatan Mahzun" yazıldı seng-i kabrine.

Mehmet Emin Yurdakul, "Ben bir Türk'üm, Dinim Cinsim Uludur" diye haykırdı. Başkaldırdı Sesinin duyulduğu yerlere kadar.

ÖMER SEYFETTİN 19 YAŞINDA BİR TEĞMEN.

Makedonya dağlarında eşkıya peşinde.

Ardında bir katır; kitap taşır  "o karakoldan bu karakola”

Gördü ki, anladı ki kimseden çare yok… AĞLARSA ANAM AĞLAR…

Çare; Eshab'ül Kehf'in uyanışında.

Çare  "Vagonda Yapayalnız"  kalanlarda.

Çare Türk Milletinde.

Ömer SEYFETTİN bunu gördü, kaleme sarıldı, bunu yazdı.

Eshab'ül  Kehf'i uyandırdı. .

OCAĞI ATEŞLEDİ.

Yazar M. Hayati ÖZKAYA,

Bu reçeteyi günümüzle bütünleştirip,  romanlaştırarak ebedileştirdi.

Ve ATEŞİ YENİDEN YAKMAK ROMANI DOĞDU.

 

ORTADAN BÖLÜNMÜŞ BİR KAVGA

Balkan ve Cihan Harpleri;  Türkü yok etme savaşı ile Türkün Varolma Mücadelesinin kılıç kılıca vuruştuğu yerdir…

Bu mücadelede biz, Osmanlıcılık, İslâmcılık gayretinde iken; milliyetçilik duygularıyla kendi devletlerini kuran Balkan Kavimlerinden acı, acı milliyetçilik dersleri de aldık.

Türk olduğumuza yurtlarımızdan süre süre; canlarımızı öldüre öldüre inandırdılar bizi.

Tanzimat,  Meşrutiyet, Jön Türkler derken; bilhassa Türk Ocakları, Harbiye,  Tıbbiye,  Hukuk Mekteplerinden düşünen, hakikatleri idrak eden kadrolar yetişmeye başladı.

 Kalabalıklardan sesler geliyordu:

Osmanlıcılık ile olmaz, kurtulamayız.

İslâmcılık ile olmaz, kurtulamayız.

Devleti ancak kuranlar kurtarabilir. Devleti ilk sahiplerine teslim edelim.

YAŞANAN  ÇARESİZLİKLERİN  SON  ÇARESİ  TÜRKÇÜLÜK..

Türkçülük; binlerce yıllık Türk tarihinin, Ergenekon’un, Kavimler Göçü’nün ve Viyana’ya kadar uzanan Oğuz yürüyüşünün müşterek adıdır.

Devlet kurma tecrübelerinin, zaferlerin, ölüp ölüp dirilmelerin harekât plânıdır Türkçülük...

Bu Ruhu uyandırmak lâzım.

Ruhsuz vücut olur mu?

RUH… ÖMER SEYFETTIN VE YENİDEN YAKILAN ATEŞ

Gençti, Askerdi...

BİR dava adamı, bir Ülkü devi idi…

Her biri diğerinin anası olan ÜÇ MUHABBETİ, ÜÇ SEVGİYİ keşfetmişti.

Diyordu ki;

Milliyet Muhabbetinden Vatan Muhabbeti doğar,

Vatan Muhabbetinden Dil Muhabbeti doğar.

ÜÇ MUHABBETTEN DOĞAN YENİ BİR MÜCADELE

1911 yılında ordudan ayrıldı.

Milleti  aydınlatma  mücadelesine  soyundu, sorgusuz, sualsiz..

Yarım ekmek 30 kuruşa satılırken, kim edebiyatla uğraşır diyenlere; BEN,  BEN, BEN cevabını verdi.

26 yaşındaydı.

Ayda sadece 6 lira ile geçiniyordu..

Zengin olma,  varlıklı olma yol- yöntem,   tanım  ve tariflerini  geri çeviriyordu..

Yazdığı hikâyeleri, ağzını mühürlediği zarflarla Bab-ı Ali yokuşundaki hikâye deposunun sahibi Misak efendiye teslim edip; 5 TL karşılığında yayınlanma hakkını veriyordu...

O BİR MEFKÛRE ADAMIYDI… O BİR ÜLKÜ DEVİYDİ…

Ah bu Mefkûre Adamları… Ah bu Ülkücüler…  Dünyanın her yerinde ve her zamanında aynıdır..

Fedakârdır… Kanaatkârdır...

İnançları için ölürler de kimseden bir şey istemez ve beklemezler.

Davaları yoluna kim ve ne çıkarsa çıksın umursamaz, mücadele ederler.

Hayatları genellikle bir garip destan gibi hüzünle sona erer.

Ölürler.

Bazen başsız gömülür bedenleri. Bazen  bedensiz  bir  mezara  dikilen  taşa  yazılır  isimleri..

AMA YÜREKLERDE YAŞARLAR...

Tıpkı Ömer Seyfettin gibi…

Bu ruhu taşımış, M. Hayati ÖZKAYA,  ATEŞİ YENİDEN YAKARAK

Ayna yapmış, dünü bugüne.

Işık tutmuş bugünden yarınlara. Millî bir vasiyet gibi.

KILIÇ KININDA KIRILDI... GÖREV KALEMİN

Ömer Seyfettin gördü. Düşündü. Yazdı. Şuur verdi.

Uyuyan Türk ruhuna SURA ÜFÜRÜR gibi seslendi…

10 Yıla;

150 Hikâye, 200 'den fazla makale sığdırmıştı...

Ağustos böceği gibi yan gelmektense, karınca gibi çalışmalı diyordu.

O, sadece yaşayan değil; Örnek alınacak bir dava adamıydı...

HEM DERTLERİ YAZDI HEM DERMANI GÖSTERDİ

"BİR Ermeni Gencinin Hatıraları" nda, Osmanlıcılığın çürük yumurta gibi kokan yüzünü ortaya koyuyor.

Pamuk İpliği ve Nakarat hikâyeleri,  azınlık şuuru karşında kaybolan Türk idrakini resmediyor.

Efsun Bey romanında, her devre ayak uyduran, çöküntü döneminin şarlatan tiplerini tanıtıyor..

Memlekete Mektup hikâyesinde,  bir memleketin işgali karşısında ki duygusuzları, fırsatçıları, ruhsuzları tanıtıyor.

Nişanlılar ve Zeytin Ekmek hikâyesi,  savaş yıllarında zor durumda kalan kadınların içler acısı durumlarını anlatıyor, bu günkü nesillere.

İNANMADAN, İMAN ETMEDEN DAVA ADAMI OLUNMAZ

O bir dava, O bir iman adamıydı.

Milletin Ruhunu tanıyor, ona inanıyor, güveniyor,  onunla övünüyordu.

Memlekete Mektup hikâyesinde: "Bizim bir ruhumuz var ki;  ölüm ona kanat geremez.

Bizim bir ruhumuz var ki; öldü,  öldü sanırlar da yine ölmez. En umulmadık zamanda birdenbire dirilir. İstanbullular bunu anlayamazlar"  diyerek tanımlar, O yüksek ruhu.

KÜTÜK, FORSA, PEMBE İNCİLİ KAFTAN, PRİMO TÜRK ÇOCUĞU hikâyelerinde bu ruhun kahramanları ile buluşturur Türk insanını.

 Kara Memiş'i, Muhsin Çelebi'yi, Aslan Bey'i tanıtır.

Yarın,  Yahya Çavuş'un, Seyit Onbaşı''nın,  Mustafa Kemal'in bedenlerine girecek ruhları tanıtır.

26 YAŞINDA DİL İHTİLALİ

Daha askerken Ali Canip Yöntem’e Makedonya Yakorit Karakolundan seslenir:

 "Geliniz Canip Bey,  edebiyatta ve lisanda bir ihtilal meydana getirelim."

ATEŞ YENİDEN YAKILIR 

Hem O günkü karanlık aydınlatılır,  hem de bu güne ışık tutulur...

Türk Ruhunu ilgilendiren her konu, önemli bir ifade olur Ömer Seyfettin’in kaleminde…

Yeni Lisan yazısıyla gençlere seslenir…"Gençliğe Hitabe" nin temellerini atar.

Dâhiliye Nazırı Ali Kemal' e meydan okur… Vazifeye atılmak için imkân ve şeriate bakılmamasını öğretir.

Osmanlı’nın bir Millet,  Osmanlıcanın bir dil olmadığını haykırır. Türk der, Türkçe der.

Bütün Turan’da konuşulan dil,  der…

Adeta Bilge Kağan'ın, Karamanoğlu Mehmet Bey'in ruhundan konuşur…

Türklük Mefkûresi yazısı, ayrı bir şuur deposudur.

Tanin Gazetesinde yayınlanan Yenigün Makalesi, Türk Çocuğu için bir tarih kimliğidir…

1917'de yazılan Kızıl Elma Hikâyesi ümitlerini yitiren bir millete ve devlete yeniden ruh ve heyecan kazandırmanın adıdır.

TOROSLARDA KUVA-İ MİLLİYE ATEŞİ YANARKEN

Toroslarda Kuva-i Milliye Ateşi Yanarken,  Kor alındı Ömer Seyfettin Ocağından…

Ey Türk Gençliği denildi… Milletin istiklalini yine milletin azim ve iradesi kurtaracaktır,  denildi.

Kültür Ordusu, denildi.

İstiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen denildi,

Türk Dil Kurumu kuruldu.

Türk Tarih Kurumu kuruldu.

 Bozkurt;  Ergenekon Vadisi' den çıkarılıp; Millî Sembol hâline getirildi.

ATEŞ YENİDEN YAKILDI

Ömer Seyfettin 1920 yılında öldü…

Garipçe öldü…

Ne hastalığı bilinebildi, ne de ölürken kim olduğu…

Kiralık bir evde öldü…

Bedeni kadavra yapıldı…

Onunda "naçiz vücudu toprak oldu."

Hazin ölümü bile geç duyuldu.

Zincirlikuyu mezarlığında boş bir mezara bir taş dikildi.

Mirası: Türk Milletine yeniden tanıttığı yüksek ruhtu.

Ve Bütün bu bilgiler, Romanın içerisinde yeniden hayat buldu.

Sayın Mehmet Hayati ÖZKAYA Beyefendi’ye teşekkür ediyorum.

Ruhumuzdaki Ateşi Yeniden Yaktığı için...

"...Ömer Seyfettini iyi okusaydık, Devletimizi idare etmeye talip olan herkese Ömer Seyfettin’i okuma şartı koysaydık, bugün yaşadıklarımızı yaşamaz ya da karşılaştığımız belâları def etmenin yolunu çok rahat bulurduk." 

                        M. Hayati ÖZKAYA

Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim.

                                 Abdullah Topaç

Temin Adresleri:

Konya'da Buğra Kitabevi’nden;

Ayrıca:

İnternette

İstanbul Doğukütüphanesi Yayınlarından /  www.kitapyurdu.com/  www.amazon. com.tr/

www. kitapsec.com/  www.nadirkitap.com gibi internet adreslerinden temin edilebilinir.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarın Biyografisi

Mehmet Hayati ÖZKAYA

Mehmet Hayati ÖZKAYA, 1959’da Van’da doğdu.  İlk ve orta öğrenimini Adana’da, yükseköğrenimini Eskişehir’de tamamladı. 1982 yılından itibaren çeşitli liselerde edebiyat öğretmeni ve idareci olarak çalıştı. 1993-1995 yıllarında İtalya’nın Trieste şehrinde Yabancı Diller Enstitüsü’nde Türkçe okutmanlığı yaptı. Evli ve iki çocuk babası olan Özkaya’nın Kıssa-i Aşk, P.K 546- İdealist Bir Neslin Hikâyesi- ve Ateşi Yeniden Yakmak adlı kitapları vardır.

An itibariyle ziyaretci sayısı:

111 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi