- Yayınlanma: Cuma, 16 Aralık 2016 20:36
- Gösterim: 1653
AYIPLI ve KAYIPLI YILLAR SÜRDÜRÜLEMEZ !
İrfan ÇEP
Hisle, hırsla değil akılla hareket zamanı.
Ne dövmek ne dövünmek çare değil. Sövmek, hiç değil.
28 Şubat, önümüze bir “mecburi istikamet” koydu.
Bahçeli Kocayayla’da diğer tüm yolları tıkayıp trafiği “o korku tüneline” yönlendirdi.
15 yılda, tünelde belki ışık görürüz umuduyla ilerlerken, gittikçe karanlığa saplandık.
Sonunda yine Bahçeli konuştu: “-Mecburuz: buradan çıkış da, dönüş de yok! Hukuku fiile uyduracağız. Çamurda, kirli havada ve oksijensiz yaşamaya alışacaksınız. Ya bu deveyi güdeceksiniz, ya bu diyardan gideceksiniz” dedi.
Açıklanan anayasa teklifi ile de kâbusun adı kondu: TEK ADAM ve TEK SEÇMEN. Bize de bir tek, KOŞULSUZ TESLİMİYET seçeneği bırakıldı.
“Milletin devleti”nden, direk “tek adamın devletine” geçiyoruz. “Parti devleti” bile arada kaynadı. Her şeyi bir kişi seçecek, her şeye bir kişi karar verecek. Meclis içtüzüğüne bile.
“Çoban korkuluğu” sayısı niye 600’e çıkarılıyor, onu da anlamış değilim.
Şimdi konumuz şu; biz de teslim olacak mıyız, olmayacak mıyız?
Yani güçler dengesi; silah durumu, yığınak durumu, haklılık-ahlâkilik-meşruiyet durumu ve çevre şartları.
ARTILARIMIZ:
1-Baştan aşağı ahlâksız bir teklifle karşı karşıyayız. Kuş kadar beyni olan bile bunu görür ve anlar.
2-Ne ihtiyaç, ne zaruret söz konusudur. Konu, milli bir dava değil, tamamen “enayi avlama”dır.
3-Değişikliğin bürokrasiyi da A’dan Z’ye olumsuz etkileyecek hükümler taşıması, kamuda güçlü bir direnç oluşturabilir.
4-Herkesi yerinden edebilecek değişiklikler, yüksek bürokrasiyi, yakın temasta oldukları AKP’li vekillere “hayır denmesi” yönünde baskıya yöneltebilir.
5-Tarzan, dünya ile papaz olmuş, İsrail-Barzani-Putin üçgenine sığınmıştır. Bilindik dış desteklerini kaybetmiş görünmektedir.
6-Bilge’miz de koltuğu kurtarmak için sığıntıya(!) sığınmıştır. Yani, bitik kere bitiktir.
7- Siyasete ilgili/duyarlı -en zıt görüşler de dahil- her görüşten “düşünen insan” için, demokrasimizin aksayan, tenkit edilen yönlerine hiçbir çare üretmeyip mevcudu daha da geri götüren bu teklifin karşısında BİRLEŞEREK DİRENMEK mümkündür ve-denenirse- bunun kolay olduğu da görülecektir.
8-Ülkücü kılığına girmiş aktroller, akçakallar hariç, meydana çıkıp da tayyibin uluhiyetini savunacak MHP’li olabileceğini sanmıyorum. Bırakınız savunmayı, insan içine çıkacak yüzleri bile olmayacak.
EKSİLERİMİZ:
1-İş referanduma kalırsa, mevsim itibari ile televizyonlar etkili olacak, yani insanlar evinde teslim alınacak ve o kulvarda adeta yokuz.
2-Olaya “vatan-millet-Sakarya” misyonu yüklenecek, seferberlik lafı bunun ilk adımıdır. Sazan olup atlayacak çok.
3-Bürokrasi, tıpkı “demokrasi nöbetlerinde” olduğu gibi sırf kadraja girmek, fotoğraf vermek adına “EVET”çi gözükmek zorunda kalabilecektir.
4-OHAL altında yürütülecek kampanya ile, devletin başı partili olacak ama “devletin memuru” bir partiyi sosyal medyada övse ya da yerse dahi kapı dışarı edilecektir.
5-FETÖ’nün AKP grubu içindeki siyasi ayağı özellikle bekletiliyor. AKP içinden haklı, mantıklı veya kişisel bir sebeple düzenlemeye “hayır” diyeceklere, doğrudan FETÖ yaftası yapıştırılacaktır.
6-Ülkücü-kominist, sağcı-solcu jargonu, tarihte hiç olmadığı kadar gündeme taşınıp ve kapanmış yaralar kanatılıp/kaşınıp BİRLEŞEREK DİRENMEK yolu tıkanmaya çalışılacaktır.
7-Tayyibe “hayır” diyecek ülkücüler, PKK’ya “evet” demiş gibi suçlanacaklar. Bu hususu destekleyen ve Melih’in balkonunda, saksıda üretilmiş(!) görüntüler, havuz kanallarında binlerce, milyonlarca kez gösterilecektir.
8-Sonucu, partileri işgal altında olan Türk milliyetçileri tayın edecektir. Başarılı bir “hayır kampanyası” için “legal zemin” sorunu vardır. Bu sorun -geçici ya da kalıcı- behemehal halledilmelidir.
DURUM TESPİTİ
-Siyaseten ve söz gelimi savunmak zorunda kalanlar hariç- bahse konu başkanlığı inanarak(!) savunan, hele de MHP’de milletvekili ise, gözümün bebeği de olsa, bırakınız ülkücü olmayı, adam değildir.
Hayatta bir kere oyları ilaç oldu da onu da karga gibi denizin ortasına yapacaklarsa, o saatten sonra, sarayda tuvalet bekçisi olmaktan bile değersiz olacak vekillikleri varsın, başlarına yansın. Bu tiplere üzülmeyin, acımayın; muhatap olmayın ve muhatap da almayın.
Bu işteki en sinsi, hesaplanmış ve alçak plan, MHP’yi bitirme planıdır. 330 bulunur ya da bulunmaz, referandumda kabul edilir ya da edilmez, başkanlık gelir ya da gelmez ama her şartta ülkücü ülkücü ile kavga ettirilmiş, etmesek de, MHP kurumsal kimliği, markası ve imajı onulmaz bir yara almış olacak, kurumsal olarak “son kale” de düşecektir.
Biz, hatıralarımızla var olan ve yaşayan insanlarız. Asla ve kat’a, hatıralarımız içinde izi ve tozu olmayanların kişisel ikballeri ya da hatırları için, bizi yutmak/bitirmek isteyen siyasi hasım bir figürün ekmeğine yağ sürmeyiz, süremeyiz.
Görevde olan, görevinin gereği teşkilatın ve doğal olarak liderin emrinde(!) olması gerekenler de, vicdani muhasebelerini iyi yapmalı; son kertede “gidecekleri yeri ve duracakları yeri” çok iyi hesap etmelidirler.
Değil ki hareketin lideri, gözümüzün bebeği de olsa, kimsenin hatırı için, “tayyiban hesabına ülkücünün vicdanına baskı yapılamaz”. Yapılması densizliktir, terbiyesizliktir, asla kabul edilemez.
Tayyipli yıllar Türk Milleti için “ayıplı” yıllar, Devlet’li yıllar da Türk milliyetçileri için “kayıplı” yıllar olmuştur.
Ayıp; başımıza çuval geçirilerek başlamış, Mavi Marmara ile, tecavüzlerle, patlayan fuhuş-uyuşturucu-kadın ve maden cinayetleri ile sürmüş, eğitimde, hukukta iflas ve canlı bombalarla zirveye ulaşmıştır. Gerçekleşen her “güvenlik zirvesi”nin ardından daha büyük acılarla karşılaşmamız da, acı kadar “ayıbı” da katlamaktadır.
Kayıplı yıllar ise üçlü koalisyon ile başlamış, kaybedilen onca seçim, yitirilen belediyeler, düşen kaleler, Fırat Çakıroğlu ile, Cengiz Akyıldız ile “ kaybettiğimiz caydırıcılığımız” ve en son da 1 Kasım’da 40 milletvekili kaybedilerek sürmüştür. Şimdi MHP masadadır. Onu da kaybedebiliriz.
Bu iş sürdürülemez, bu süreç daha fazla uzatılamaz.
Halbuki, malum teklif, bu süreci en az bir 15 yıl daha uzatmaktadır. 2019’un üzerine 5+5 ve ikinci beşin dördüncü yılında kasti bir maraza çıkarıp bir 5 yıl daha uzatmak mümkündür. Yani, ölene kadar başkan, ardından da kaçınılmaz hanedan.
ÇÖZÜM YA DA SONUÇ:
Üç aşama söz konusudur.
1-Meclis’te 330’un bulunması engellenebilir. MHP’li vekillere bu konuda ciddi baskı yapılmalıdır.
2-Referandumda “oldu-bitti-yandık” havası yaymak yanlıştır. Şanslar eşit hatta ibre “hayır”dan yanadır.
3-Referandum da kaybedilirse, son bir seçim şansımız vardır. Ya demokrat bir başkan seçer ve yeniden demokrasiye döneriz ya da PKK şehire iner, biz dağa çıkarız.
Onun için, her şartta, aramızdaki hukuku korumalı, hınzırın keyfi için gönül kırmamalıyız.







