AHLAR VE MUTLULUKLAR

Necdet ÖZKAYA

Her insanın hayatında “ah yapmasaydım veya yapsaydım dediği anlar o kadar çoktur ki, herhalde saymakla bitmez. Herkes gibi benim de pişmanlık duyduğum veya duymadığım “an”lar veya işler vardır. Pişmanlık duymadığım “an”lar veya işler bizim mutluluk duyduğumuz hatıralarımızdır ki her zaman sevinçle yaşatmaya çalışırız. Onları andıkça içimizi aydınlık kaplar. Pişmanlık duyduklarımız ise bizi hep hüzünlendirir. Geçen zamanı geri getiremediğimiz gibi aynı “an”ı bir daha yaşamamızda mümkün değildir.

İnsanoğlunun hüzünleri türkülere, şarkılara konu olduğu gibi sevinçleri de türkülere, şarkılara, şiirlere yansımıştır. Sevinçli günlerimizi yakınlarımızla paylaştığımız gibi pişmanlıklarımızı da çok yakınlarımızla paylaşıyoruz. Bu itiraflar insan ruhunu rahatlatır. Sırtındaki ağır yükü hafifletir. Bazen de o itiraflar insanı utandırır.

Her hatırlayışımda beni ağlatacak bir raddeye getiren şey, kırk yıl her gün en az iki paket sigara tüketmemdir. Sigara beni hem paramdan etti hem canımdan.  Faturası benim için ağır oldu. Zararı benimle de sınırlı kalmadı. Sigara içmeyen aile bireylerime de zarar verdim. Evimizin maddi ve manevi temizliğini kirlettim. Oturup kalktığım, çalıştığım mekânları da, mesai arkadaşlarımı da zehirledim. Onların hepsinden özür dileyerek bu ağır sorumluluktan kurtulmaya çalıştım. Özrüm onlarca ne ölçüde kabul görür bilmiyorum. Arada bir arkadaşlarım “Bu kadar sigara tüketmen canına zarar verir. “  diyorlardı. Onlara cevabım, hazırdı: “Atın ölümü arpadan olsun.”  Hâlbuki sigara arpa değildi, doğrudan doğruya zehirdi.

Şimdi sigara içenleri gördükçe içim sızlıyor. Hele genç kızları, oğlanları karşılıklı sigara içmelerine tesadüf ettikçe onları uyarmak istiyorum, ama yapamıyorum. Altından kalkamayacağım bir cevapla karşılaşırım diye korkuyorum. Çünkü gençlerimizin nasıl davranacaklarını da bilemiyorum.

Üzüntülerimin, hayıflanmalarımın en büyük kaynaklarından biri de gençlerimizin yürek yakan halleridir. Bu çocukları iyi yetiştiremedik. Kimisi içkici, kimisi uyuşturucu müptelası oldu. Şimdi bunlara madde bağımlısı diyorlar. Kimileri hırsız oldu, kimileri yankesici. Bir büyük bölümünü bölücülerin kucağına ittik. Bir büyük kısmını da dinci tacirlerin ellerine bıraktık. Kimi sözde Atatürkçü oldu, kimi sözde Kemalist. “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye haykırmanın Atatürk’le, Atatürk’ün yaptığı devrimlerle ne kadar ilgisi var. Atatürk’e kâr mı yoksa zarar mı sağlıyorlar. Düşünecek, araştıracak ne zamanları var, ne de alışkanlıkları. Sayılarının fazla olmadığını sandığım aşırı solcu gençler var. Ellerinde silahlarla kendi ülkesinin insan varlığına, maddi zenginliğine zarar vermekten haz duyuyorlar.

Bir de ülkücü gençlik var. Vatan, millet, devlet sevgisini kendi canlarından üstün gören gençler. Ülküleri uğrunda can veren gençler. Ülküleri uğruna hapishanelerde çile çeken, işkence gören gençler. Vatan, millet sevgisinde ileri gittikleri için idam edilen ülkücüler. 

Biz ülkücü öğretmenlerdik, onlar ülkücü gençlerdi. Bir büyük kısmı öğrencimiz olan gençler.

Fetih marşlarının, Malazgirt marşlarının, Mehterim çaldığı kahramanlık destanları o mübarek hava içerisinde nefes alıp veren bozkurtlar. Bozkurtlar yeniden diriliyordu. Anadolu’da köy köy, kasaba kasaba, il il, mahalle mahalle yeniden kutsallaşıyordu. Kürşatlar, Alperenler tarihten süzülerek Anadolu’da yeniden ortaya çıkmışlardı. Ülkücü gençlik Asım veya Oğuz’un altın nesliydi.

Bir Türk fırtınası kopmuş “Malazgirt Bizans’ın Türk’e secdesi olmuştu. “Yelkenler biçiliyor, yelkenler dikiliyordu”  İstanbul’un fethi sanki yeniden gerçekleşiyordu.

Bu birkaç çizgi ömrümün şeref dolu, övünç dolu günleriydi. O günün öğretmeni Necdet Özkaya’yı hasretle yad ediyorum.

Eğer sağlığıma dikkat etmiş olsaydım ilerlemiş yaşıma rağmen, benim gibilere tam ihtiyaç duyulduğu bu dönemde ortaya çıkar gücümün yettiğince mücadele ederdim. Heyhat ki ruhumla fizik gücüm tam bir uyum içinde değil.

Arada bir Adana’dan Ankara’ya gelişimden dolayı pişmanlık duyduğum zamanlar oldu. Öğretmenliği bırakmıştım. Öğretmenlik yaptığım sürece yüzlerce ülkücü genç yetiştirmiştim. Ayrıca Adana Kültür Derneği gibi çok yararlı çalışmalar yapmış bir kuruluşumuz vardı. Üniversite öğrencileri dâhil, ortaokul ve lise öğrencilerinin devam ettiği bu dernek, Adana’nın hatırı sayılır bir sivil toplum kuruluşu idi. Öğretmenlerin, öğrencilerin dışında her yaştan her meslekten insanların gelip gittikleri Adana’da benzeri olmayan bir dernekti. Kendime pay çıkarmadan belirtmek zorundayım ki benim Adana’dan ayrılmamla dernek maalesef havasını kaybetti.

Ankara’da elbette çok önemli görevlerde bulundum. İnkâr kabul etmez hizmetler yaptım. 

Daha birçok pişmanlıklarım vardır. Buna karşılık övünç duyacağım anlar da vardır. Bunu zaman zaman yazmak niyetindeyim.       

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


ATİLLA İLHAN
Salı, 31 Mayıs 2022
...
TÜRK BAYRAMI: NEVRUZ
Salı, 29 Mart 2022
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

19 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi