ANLAMAK ANLATMAK

Necdet ÖZKAYA

İnsanoğlunun en müşkül işlerinden biri de anlamak ve anlatmaktır. Biliyorum bu cümleyi okuyanların büyük bir kısmı “ilahi Necdet Hoca mübalağa edilir de böylesi olmaz” diyecekler. Demeye diyecekler de, şöyle bir düşüne dursunlar!

Hayatları boyunca eşten dosttan ne kadar çok “yanlış anladınız veya ben yanlış anlattım. Katiyen niyetim sizi üzmek veya kızdırmak değildi. Lütfen özrümü kabul ediniz. Dostluğumuza, arkadaşlığımıza zarar gelmesin.

Anlamak için doğru okumak veya dinlemek gerekir. Onun içindir ki öğretmenler derslerde öğrencilere sık sık sorarlar: anladınız mı? Anlayamayan doğru da anlatamaz. Sınavlarda başarısız öğrencilerin birçok hatası olur, bunların başında soruları doğru anlayamamak vardır.

Dil ve anlatım (Türkçe-edebiyat) derslerinde öğretmenlerin öğrencilerin doğru anlamalarını, doğru anlatmaları için büyük çaba gösterirler. Başarı derecelerini ancak sınav sonuçlarında öğrenebilirler.

Herkes zanneder ki sınavlar sadece öğrencilerin durumunu ölçmek için yapılır. Oysaki her sınav aynı zamanda öğretmenler içinde bir sınavdır.

Gerek Adana’da gerekse Ankara’da öğretmenlik yaptığım ortaokullarda Türkçe derslerinde öğrencilerime arada bir “radyodan, televizyondan haberleri dinleyiniz ve bir veya birkaç haber yazınız” diye ödev verirdim. Bu ödev öğrencilerin çok hoşuna gider, kolayca yapılacak bir ödev sanırlardı.

Ertesi gün ödevleri öğrencilerle birlikte yoklamaya başlayınca görürdük ki, bir tek haberi doğru anlayıp doğru yazan hiçbir öğrenci yoktu. Çok kolay sandıkları bir ödevin aslında çok zor olduğunu deneyerek anlarlardı.

Bu denemeyi birde fazla tekrarlayınca birkaç öğrencinin bir iki haberi doğru anlayıp doğru yazmayı başarabilmişlerdi. Yazamayan öğrencilerin velileri, veli toplantısında, “haberler okunduğunda anne, baba, varsa abla ve ağabeyler ellerine öğrencilerle birlikte kağıt kalem alarak haber yazmaya başlıyoruz” derlerdi. Böylece veliler de anladılar ki, doğru anlamak ve doğru yazarak anlatmak çok zor bir iştir.

Doğru anlamak ve doğru anlatmanın hayatın her safhasında çok önemli bir husus olduğu aşikârdır.

Memur - amir ilişkilerinde, askerlikte ast – üst münasebetlerinde, konferanslarda, panellerde ve benzeri toplantılarda doğru anlamak, doğru anlatmak bence konunun kendisinden daha önemlidir.

Çok anlı şanlı adam tanımışım ki, konuştuğu kelimeler Türkçeydi ama cümleler asla Türkçe değildi. Böyle birini dinlemek, anlamak hem çok zordu hem de insanı fıtık edebilirdi. Sakın yanlışa düşmeyin bunlar konuşma özürlü değillerdi, yani kekeme değillerdi.

Kendisini kelimelerle anlatma zorluğu çekenler vardır. Onlar konuşmaya başlayınca elleri, kolları, yüzleri, gözleri yardıma koşar; siz o zaman konuşmayı değil el kol hareketlerini, jestleri, mimikleri takip etmek zorunda kaldığınız için konuşmanın kendisini anlayamazsınız. Böyle olan bir iki arkadaşım olmuştur. En az on - on beş dakika araya girmeksizin birini dinlemiş fakat aklımda tek bir şey kalmamıştır.

İki kişiden biri diğerine sen beni anlamıyorsun veya ben kendimi anlatamıyorum diyor. Düşünün biri anlamıyor, diğeri anlatamıyor. Tamı tamına can sıkıcı bir durum. Taraflar inat etmeye devam ettikleri takdirde, önceden tahmin edilemeyecek olan sonuçlarla karşılaşılacağı düşünülebilir.

Anlamak için dinlemek şarttır. Ama nasıl dinlemek? Dinlemiş gibi görünmenin bir yararı olmaz. Hem kendisini, hem konuşanı aldatır. Boş tabanca gibidir, iki kişiyi de korkutur. Hem tabancayı çekeni hem hedef alınan kişiyi.

Dinlemenin sağlıklı olması için kişinin fizyolojik ve psikolojik bir rahatsızlığının olmaması gerekir.

Meşhur bir darb-ı meseldir; “dinleyen anlatandan arif gerek”… Bu atasözümüzün anlamını açıklamayı gerek görmedim. Dinlemek nasıl bir yetenek ise, anlatmak da bir o kadar yetenek isteyen bir husustur.

Söz söylemek de başlı başına bir sanattır, ustalıktır.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Köşe Yazarları


ATİLLA İLHAN
Salı, 31 Mayıs 2022
...
TÜRK BAYRAMI: NEVRUZ
Salı, 29 Mart 2022
...

An itibariyle ziyaretci sayısı:

26 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi