Resmi tarih bilgilerimize göre, Lozan Türkiye’nin “tapu”su ve “tabu”sudur. Türk İstiklalinin ve hürriyetinin tasdik edildiği haysiyeti yüksek bir barış belgesidir. Emperyalizmin silahla yenileceğinin belgesidir.
Atatürk’ün ifadesiyle “Lozan, Türk milletine karşı asırlardan beri hazırlanmış Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını gösteren bir vesikadır, Osmanlı tarihinde görülmemiş bir siyasi eserdir”
Lozan yolunda İsmet Paşa’ya sorarlar:
“Barış konferansında savunacağınız esaslar nelerdir?” Paşa’nın cevabı çok kısa, açık ama kararlı bir milletin iradesini aksettiren bir çift kelimedir: “Misak-ı Milli...” gerçekleştirilecektir. Öyle bir kararlılık vardır ki, “konferansın dili İngilizce ve Fransızca olacaktır denilmiştir. Türk heyetinin itirazı üzerine, bir de “Türkçe” konuşurlar şartı eklenmiştir. Kısacası Lozan, kazanılan kat’i ve yüksek bir askeri zaferin siyasi bedelidir. Bu bedel ebediyete kadar korunmalıdır.
Gayri resmi tarihlere ve tarihçilere göre, Lozan bir “zafer” değil, bir “hezimet”dir. Ama bu hezimet Cumhuriyetin kurulduğundan beri, Lozan’ın imzalanmasının üzerinden 82 yıl geçmiş olmasına rağmen, millete “zafer”miş gibi yutturulmuştur. Görülen o ki yutturulmaya devam edilmektedir.
İstiklal savaşı ve Lozan Antlaşmasına muhalefet eden bir çok yazarın başvurduğu kaynaklardan birisi Büyük Doğu Dergisidir. Derginin 29 Mayıs 1946 nüshasında İstiklal Savaşı ile Lozan Antlaşmasıyla ilgili müthiş iddialar var. Onlardan birinin iddialarına mesnet teşkil eden önemli cümlelerinden bir kaçını aktarıyorum:
“Türklere dinlerini ve din temsilciliğini “hilafeti” feda ettirmek şartıyla suni İstiklal için gizli bir anlaşmanın müessiri, tek kelimeyle Yahudiliktir.
Bunu gerçekleştirmekle görevli, Mısır Hahambaşısı olan Hayim Naum’dur. “Masonluk hasebiyle Kur’an’ın ahkamını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak..” Taktik gayet basit ve açıktır. Onlar İtilaf Devletleri, bahusus İngilizler, “Türkiye’nin mülki tamamiyetini kabul edecekler. Biz de İslamiyeti ve İslami mümessillerini ayaklar altına alıp çiğneyeceğiz”
Dergi bu bilgileri kimden almış ve bu iddiaları hangi vesikalara ve kaynaklara dayanmak suretiyle ileri sürmüştür o belli değildir.
Rahmetli Ahmet Kabaklı “Temellerin Duruşması” adlı eserinde konuyla ilgili olarak Büyük Doğu dergisinden naklen şunları ilave etmiştir.
İngiliz Murahhas Heyeti Reisi Lord Curzan, nihayet en manidar sözünü söyledi. Dedi ki:
“Türkiye, İslami alakasını ve İslam temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulüs birliği etmiş olur, Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini de kazanmış olur. Biz de kendisine dilediğini veririz.
Büyük Doğu Nihai Vesika başlığı ile sözü, şu sonuca bağlıyor. “Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarasında Türklerin İstiklalini niçin tanıdınız? Diye yükselen itirazlara, Lord Curzon’un verdiği cevap:
“İşte asıl bundan sonradır ki Türkler, bir daha eski sevlet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.”
Kabaklı naklini şu sözlerle bitiriyor:
“Büyük Doğu’nun ve bazı başka kitapların bu bakışları için açık belge ve kaynaklar verilmemiştir. Ancak “tahminler” söz konusudur.
Sonuç:
Lozan Antlaşmasından şikayeti olanları gördükçe Antlaşma’nın noksanlıklarına rağmen büyük bir başarı olduğu kanaatine varıyorum. Musul ve Kerkük gibi Misak-ı Milli’ye dahil şehirlerimizin hudutlarımız dışında kalması milletimiz açısından talihsizlik olmuştur. Ege’de, Akdeniz’de Kıbrıs dahil karşılaştığımız problemlerin kaynağında, Lozan’da bu konularda sağlam “sonuç”lar alamayışımızın sebep olduğunu düşünmekteyim.
Lozan Barış Antlaşması’nın 48. yıl dönümü dolayısıyla İsmet Paşa’nın TRT Kurumu’nda yaptığı bir konuşma vardı. Bu konuşmaya Cumhuriyet Gazetesi, Lozan’ın 82. yıl dönümü münasebetiyle çıkarttığı Lozan ekinde yer vermiştir.
Bir soru üzerine İsmet Paşa;
“Lozan Konferansı’nda elde ettiğimiz neticeler umduklarımıza uygun düşmüş müdür? Bu suale daima muhatap olmuşumdur. Memleketime ve kendi nefsime karşı, istediklerimizle elde ettiklerimiz arasında bir nispet olup olmadığını düşünmeye çalışmışımdır. İnsan hiçbir zaman umduğunu bulamaz. Fakat neticeden memnun olması lazımdır.
Lozan’dan şikayetçi olan olmayan herkes şunu iyi bilmeli ki, Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanıp ayakta kalan tek anlaşma Lozan Antlaşması’dır.
Hasımlarımız, Lozan’da kazandığımız maddi ve manevi kıymetleri ve esasları elimizden alıp, onu bize yıktırmak istiyorlar. Bu günkü kavga budur. Türkiye’nin üniter yapısı ve parçalanmaz bütünlüğüne göz dikilmiştir. Kavganın diğer adı: Varlık kavgasıdır.